1. Ana Sayfa
  2. Falan Filan

İnsanı Rahatlatan “Kaliteli Üretim”

İnsanı Rahatlatan “Kaliteli Üretim”
2

İnsanı Rahatlatan “Kaliteli Üretim”

‘Altın üretimi’ tabiri bana hep biraz sakıncalı gelmiştir. Doğada zaten var olan, insanların yüzlerce yıldır toprak altından çıkardığı, başka bileşenlerden elde edilemeyen bu element için ‘üretim’ kelimesini kullanmak oldukça garip. Üretmenin yerli yersiz kullanılması, ortada olan her şeyin de ‘ürün’ olarak adlandırılmasını da beraberinde getiriyor. Ürün yelpazesi artık o kadar geniş ki, ürün ile kastedilen bazen sadece domates olurken bazen bir fikir olabiliyor. Hatta insanın bizatihi kendisi de birçok sektör için, oldukça rahatsız edici bir şekilde, ürün anlamına gelebiliyor. Üretim, insanın zaten var olanlardan yeni bir terkip ile yeni bir ürün ortaya koymasıdır. Üretim, bir vizyonu ve günümüzün popüler tabiri ile (evet biz de kullanalım)  bir inovasyonu gerektiriyor. Bunu, doğada gördüğü birkaç buğday başağının içinden tohumlarını çıkararak, belirli bir yere gömen ve oradan yeni buğday başaklarının çıkacağını ön gören ilk insanın müthiş vizyonundan anlayabiliriz.

Yazının başlığı için ‘rahatlamak’ kelimesini seçmek oldukça zor oldu. ‘Başarılı olmak’, ‘mutlu olmak’ veya ‘tatmin olmak’ herkesin bir ucundan tutarak kendi istediği yöne doğru çektiği müphem tabirler günümüzde. Modern zamanlarda yaşayan bizler ister farkında olalım ister olmayalım, tabiri caizse bir bunalım içine yaşıyoruz. Hayat tarzımızı ne kadar kendimizin ya da inandığımız değerlerin şekillendirebildiği sorusunu sormak sanırım bu bunalım meselesine biraz olsun açıklık gerebilir. Düşündüklerimiz, konuştuklarımız ve eylemlerimiz ne kadar örtüşüyor? Hayatının iplerinin kendi elinde olmadığını hisseden ve ne yapması gerektiği suflesi hep kulaklarına üflenen kişiler olarak bizler, şüphesiz bir rahatsızlık içerisindeyiz. ‘Rahatlamak’ kelimesi de tam burada yerli yerine oturuyor. Anlaşılacağı üzere bahsedilen rahatlamak, dünyayı kasıp kavuran, hareket alanımızı ve yeni adımlarımızın başlıca düşmanı  ‘konformizm’ değil. Konformizm, dışına çıkmanın rahatımızı kaçırdığı, içinde yeni bir eyleme yer vermeyen, hep nasılsak öyle devam etmemizi söyleyen konfor alanımızı ifade eder. Gerçek üretim; bilinçli ve farkında olarak, istikrarlı bir şekilde zaman ve emek harcayarak olur.

Bilinçli, Farkında ve İstikrarlı Olmak

Bilincimizi sadece uyurken ve koma halindeyken kaybederiz. Bu için sadece tıbbi kısmı. Fakat hayatta her şeyi bilimle ifade edemiyor, sınıflandıramıyor, ölçemiyor ve tanımlayamıyoruz. Yani bilimsel yöntem hayatın her alanına nüfuz edemiyor. Bir hayalimizin şiddetini ölçebilir miyiz? Ya da onu bir başkasının biricik hayali ile neye göre karşılaştırırız? Bilinçli olmanın tıbbi terminolojide karşılığı bu evet ama ya hayatın içindeki karşılığı? Neyi ne için yaptığını bilmeyen, sorgulamayan tercihlerini inandığı değerlere göre yap(a)mayan insanın bilinçli olduğundan bahsedilebilir mi? ‘İnandığı değerler’ var mı sorusunu şimdilik es geçelim.

Farkında olmak ise ayırt edebilmek demektir. Tıbbi raporlarda, kişinin suça ehliyeti olup olmadığını anlamak için doktora şu soru sorulur: “Bu kişi farik ve mümeyyiz midir?” (Özellikle tıp ve hukuk gibi ayrıntının önemli olduğu alanlarda, günümüzün kısır anlamlı kelimeleri yerine oldukça ayrıntılı anlamlar içeren bu tabirlerin hala kullanılıyor olması sevindirici).  Gelelim sorumuza; yani bu kişi ayırt edebiliyor mu? Neyi neyden peki?  İyiyi-kötüden, doğruyu-yanlıştan,  güzeli-çirkinden. Ayırt etmek insan olmanın en temel vasıflarındandır. “Fakında olmak” ile insan olarak yaşarız. Sürekli “fark etmez” demeyi diline dolayanları bu noktada bir daha düşünelim. İnsan olarak bu hayat maceramız iyi, doğruyu ve güzeli bulmak değil mi zaten?

İstikrar meselesi ise içlerinde belki de en zor olanı. İyi, doğru ve güzel olanı istikrarla yapmak, hiç de öyle bir çırpıda söylendiği gibi kolay değil. Ancak dile kolay gelen cinsten. Hayatın bütün iniş-çıkışlarına, med-cezirlerine, beş dakikada değişen koşullarına rağmen gemiyi rotadan çıkarmadan yola devam edebilene aşk olsun!

Şimdi artık ‘kaliteli üretim’ mevzusuna geçebiliriz…

Kaliteli Üretim

Derler ki, nasıl bir insan olmak istiyorsanız, etrafınız da kimse yokken de öyle davranın. Bir adım atmadan kişinin önce, kendisinin o adıma ikna olması gerekir. Kendimizi inandıramadığımız hiçbir fikre başkasını inandıramayız. Planlandığımız üretimin gerçekten gerekli, iyi, doğru, güzel, faydalı ve kaliteli olduğuna inanmamız gerekir. Bu vasıfları sağlayan her ne ise (ister bir yemek olsun isterse bir fikir) insanları inandıracak ve cezbedecektir. Aksi halde, peşin hükümle oluşan algılar saman alevi gibi söner ve her adım er ya da geç hak ettiği gerçek yerine oturur. Su akar yolunu bulur…

Kendimiz kaliteli bir üretim yaptığımıza ikna olduğumuzda vicdanımız bunu bize haber verecektir. Böylece sahte olanın, tutarsızlığın, belirsizliğin, riyakârlığın yorucu ve rahatsız edici ortamından çıkarız. Sonra da; önce kendi iç dünyamızda başlayıp etrafımıza bir hanımeli kokusu gibi yayılan tutarlılığın, dürüstlüğün ve riyasızlığın huzurlu ortamına doğru yol almaya başlarız.

Bu, işin teorik kısmıdır. Pratik kısmı ise bu üretime gerçek anlamda zaman ve emek harcamak ile başlar. Bu noktada kaşımıza çıkan ilk ve belki de en büyük engel önceki alışkanlıklarımızdır. Beynimiz her zaman öncelikle var olanı yani mevcut alışkanlıklarımızı devam ettirmek ister. Hayatta kalmayı ön plana alan beynimiz için yeni sular tehlikeli olabilir. Alışkanlıklar güveni ve rahat limanlardır. Aristoteles insanı anlatırken alışkanlıklara özellikle dikkat çeker. Ona göre insan, her seferinde erdemli davranışı seçmeli ve bunu alışkanlık haline getirmelidir. Beynimiz yeni adımlarımızı isteyerek atmak için onların alışkanlık haline gelmesini bekler.  Yeni olana ‘defansif’ yaklaşır fakat zor olsa da yeni olanı istikrarla yapmaya devam edersek, artık beynimiz de buna uyum sağlayacak, iyi, doğru, güzel, faydalı, estetik ve kaliteli olan bu yeni davranışı bir alışkanlık olarak kabul edecektir.

Üretmek için dolup ondan sonra taşmayı beklemek, çoğu zaman bizi hayatımızın sonuna kadar beklemeye itecek bir yetersizlik duygusuna sebep olur. Yukarıda ortaya koyduğumuz süreçleri yaşayarak yola çıktığımıza ikna olmuşsak ve meşru yolda ilerlediğimizi biliyorsak adım atmalıyız demektir.

Bilim ve sanat üretimin şüphesiz oldukça üst düzey halleridir. Fakat üretim sadece bilim ve sanattan ibaret değildir. Erdemli bir davranışı, mesela hiç yalan söylememeyi başarmak oldukça zor bir değer üretimidir. Üzerine düşünmeden, tabiri caizse buna kafayı takmadan olmaz. Aileye zaman ayırmak, iyi evlatlar yetiştirmek gibi günümüzde birçok engeli olan işler belki de bilimsel üretimden daha zor ve kaliteli işlerdir. Faydalı okumalar ve dinlemeler yapmak, düşünmek, yazmak ve bunları paylaşmak kaliteli zaman üretiminin içine dolduran eylemlerdir. Üretilen her ne ise, kaliteli vasfını sağlıyor ise saygı görmeyi hak ediyor demektir. Çünkü gerçek üretim asla tesadüfler eseri ortaya çıkmaz. Gerçekten kaliteli olan üretim ardında, buna gerçekten zaman ve emek harcamış, zamanın ve koşulların önüne çıkardığı bütün engellere rağmen istikrarla odaklanmış üreticileri barındırır.

Yazımızı Ziya Paşa’nın, ilk mısrası çokça bilinen ikincisi ise pek bilinmeyen meşhur beyti ile bitirelim:

“Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz

Kişinin görünür rütbe-i aklı eserinde”

Vesselam…

İlginizi Çekebilir

Yazar Hakkında

Genel Cerrahi Uzmanı

Yorum Yap

Yorumlar (2)

  1. 3 sene önce

    Değerli Ömer Faruk; kalemine ve yüreğine sağlık… Okuyup anlayabilmeyi ve eyleme geçebilmeyi nasip eden Allah’a şükürler olsun…Saygılar ve selamlar…

  2. insan kaliteli bir uyku çekmediği sürece başarılı olmasının daha düşük bir ihtimal olduğunu öğrendim

Bir Cevap Yazın