Absürdizm(Saçmacılık)
0

Absürdizm, herhangi bir yaratıcı olmadığından insanlığın evrende bir anlam bulmasına yönelik uğraşlarının boşa bir çaba olduğunu ve eninde sonunda bu anlam uğraşının başarısız olacağını söyleyen felsefi düşünce akımıdır. Absürdizmin kökenleri 19. yüzyıl Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard`a dayanır. Albert Camus`nün Sisifos Söyleni`yi yayınlanmasıyla Absürdizm`in sınırları belirlenmiş ve tam anlamıyla ortaya çıkmıştır. II. Dünya Savaşı sırasında işgal edilen Fransa`da absürdist (saçma, uyumsuz) görüşler yaygınlık kazanmıştır.

Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan absürdizm ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus Saçma`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, “Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu kısır döngü nasıl aşılabilir?” sorularıyla “Saçma” kavramını kurar ve “yaşamın boşa oluşunun bilincinde olan insan” şeklinde belirtir. Sisifos Söyleni’nin girişinde; “Felsefe için gerçekten önemli olan tek sorun, intihardır” der. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğini bilir ancak bununla savaşmaktan hiçbir zaman kaçınmaz.

Kimi yazarlarca saçmacılık deyimiyle adlandırılan Camus öğretisi, uyumsuzluk felsefesi ve varlığın saçmalığı öğretisi adlarıyla da anılır. Fransız düşünürü Albert Camus (1913-1960)’ye göre insan için evren usaaykırıdır, uyumsuzdur, saçma’dır. Bu saçmalığı görmek için de gözlerinizi açmanız ve usunuzu kullanmanız yeter. Bilim yoluyla olguları kavrayıp sayabilirsiniz ama, evreni kavrayamazsınız.

İşte ağaç, sertliğini duyuyorsunuz; işte su, tadını alıyorsunuz; işte yel, sizi serinletiyor. Bu kadarla yetinmek zorundasınız. Bilim, giderek, size, elektronların bir çekirdek çevresinde toplandıkları görünmez bir gezegenler takımından söz edecektir. Bu, bir varsayımdır. O zaman dönüp dolaşıp şiire geldiğinizi ve hiç bir şeyi bilemeyeceğinizi anlayacaksınız. Öyleyse nedendi bu kadar çaba? Bir gece yarısı, yüreğinizin sorunsuz olduğu bir sırada, otların ve yıldızların kokusu bu bilimin pek daha çoğunu öğretmemiş miydi size? Evren rastgeledir, boşunadır, hiç bir sağlamlığa dayanmamaktadır ve sizin için ölümle bitmektedir. Bu aydınlığa varan kişi iki yol tutabilirdi: Kendini öldürmek ya da evrenin ötesini umut etmek. Bu iki yoldan birini ya da ötekini tutanlar olmuştur. Oysa bu iki yol da uyumsuzdur, saçmadır, akla aykırıdır.

Asla bilinemeyecek olanın umuduyla bilinenin kendini yadsıması uyumsuzluğun ta kendisidir. Bu gerçeği daha iyi anlayabilmek için uyumsuzu tanımlamak gerekiyor: Uyumsuz, bir kıyaslamadır. Bir başka deyişle uyumsuz, kıyaslananların ne birinde ne de ötekindedir, her ikisinin karşılaşmasındadır. İnsan kendi çerçevesi içinde uyumludur. Dünya kendi çerçevesi içinde uyumludur. Uyumsuzluk, bu iki uyumlunun kıyaslanmasından doğar. İnsan açıklık isteğindedir, karşısındakiyse bu açıklık isteğine karşılık vermez. İşte uyumsuzluk buradadır. Her şeyi bilmek isteyişimizin karşısında aklımız güçsüzdür.

İlginizi Çekebilir
blob style

Bir Cevap Yazın